Search result for

-ing-

(108 entries)
(0.1854 seconds)
ลองค้นหาคำในรูปแบบอื่นๆ เพื่อให้ได้ผลลัพธ์มากขึ้นหรือน้อยลง: ing,-ing-, *ing*.
English-Thai: Longdo Dictionary (UNAPPROVED version -- use with care )
InGบุคคลที่หล่อที่สุดครับ
InGบุคคลที่หล่อที่สุดครับ

ตัวอย่างประโยคจาก Tanaka JP-EN Corpus
ingEdison was an ingenious person.
ingThe water hardly began to boil when she added the ingredients.
ingBlend butter and flour before adding the other ingredients of the cake.
ingThis cake is made of the finest ingredients.
ingSome of the ingredients in this beverage are harmful, especially if you are pregnant.
ingSome of the ingredients are harmful, especially if you are pregnant.
ingThe oil in mayonnaise sometimes separates from the other ingredients.
ingMary is an ingenuous student.
ingDespite adversity, the ingenious man achieved worldwide fame.
ingGreat care has been taken to use only the finest ingredients.

CMU English Pronouncing Dictionary
ING    IH1 NG

Result from Foreign Dictionaries (95 entries found)

From The Collaborative International Dictionary of English v.0.48 [gcide]:

  Ing \Ing\ ([i^]ng), n. [AS. ing.]
     A pasture or meadow; generally one lying low, near a river.
     [Obs. or Prov. Eng.]
     [1913 Webster]

From The Collaborative International Dictionary of English v.0.48 [gcide]:

  -ing \-ing\
     1. [For OE. -and, -end, -ind, AS. -ende; akin to Goth. -and-,
        L. -ant-, -ent-, Gr. ?.] A suffix used to from present
        participles; as, singing, playing.
        [1913 Webster]
  
     2. [OE. -ing, AS. -ing, -ung.] A suffix used to form nouns
        from verbs, and signifying the act of; the result of the
        act; as, riding, dying, feeling. It has also a secondary
        collective force; as, shipping, clothing.
        [1913 Webster]
  
     Note: The Old English ending of the present participle and
           verbal noun became confused, both becoming -ing.
           [1913 Webster]
  
     3. [AS. -ing.] A suffix formerly used to form diminutives;
        as, lording, farthing.
        [1913 Webster]

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  barmy
  
  1. mayalı, köpüklü
  2. ing., (argo) havai, boş kafalı.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  bally
  
  1. ing, (argo) yaman, çok (ifadeyi kuvvetlendirmek için iyi veya kötü anlamında kullanılan söz)
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  balmy
  
  1. sakin, dinlendirici, huzur verici
  2. ağır kokulu, rayihalı
  3. belesan yağı veren: şifa veren
  4. ing., (argo) deli, çatlak.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  bash
  
  1. (k.dili.) kuvvetle vurmak, hızla vurmak
  2. şiddetli vuruş
  3. kuvvetli darbe
  4. ing., (argo) cümbüş.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  beak
  
  1. gaga
  2. kaplumbağa ve diğer bazı hayvanların baş kısımlarında bulunan sert kısım
  3. (argo) burun
  4. ibrik ağzı
  5. eski tip harp gemilerinde düşman gemisini tahrip etmede kullanılan sivri madeni burun
  6. ing., (argo) polis, hâkim, öğretmen. beaked  gagalı. beakless  gagasız .beaklike  gagamsı.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  beast
  
  1. hayvan, bilhassa dört ayaklı iri hayvan
  2. hayvanca davranan kaba kimse beast of burden yük hayvanı. beast of prey yırtıcı hayvan, canavar. beastie  iskoç. hayvancık. beastly   hayvan gibi
  3. (k.dili) çok fena
  4. ing., (argo) çok.beastliness  hayvan gibi davramış.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  bencher
  
  1. ing., (huk.) avukatlar barosunun idare meclisi üyesi.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  bender
  
  1. kerpeten gibi eğme ve bükme işlerinde kullanılan araç
  2. (A.B.D.) (argo) içki âlemi
  3. ing, (argo) altı penilik para.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  blighter
  
  1. ing., (argo) mübarek, namussuz kimse.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  blighty
  
  1. ing, (argo) memleket, ana vatan
  2. ana vatanına dönmeye zorlayan yara veya hastalık
  3. ingiltere.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  blime.y
  
  1. (ünlem), ing., (argo) Kahrolayım !
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  bloke
  
  1. ing., (argo) herif, adam.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  bloody
  
  1. kanlı
  2. kan gibi
  3. kana susamış, gaddar, zalim
  4. Ing., (argo) Allahın belası, uğursuz, alçak
  5. kana bulamak, kanla lekelemek. bloody flux dizanteri, kanlı ishal. bloody Mary votka ve domates suyundan yapılan bir içki. bloody minded hunhar, zalim, gaddar.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  bobby
  
  1. ing., (k.dili.) polis memuru. bobby pin madeni saa tokası. bobby socks rjog, (k.dili.) kısa çorap, özellikle kızların giydiği şoset. bobby soxer (A.B.D.) son modayı takip eden genç kız.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  bob
  
  1. demet, salkım
  2. şakul, pendant
  3. kısa kesilmiş saç modeli (kadın ve çocuklarda)
  4. balık yemi
  5. olta mantarı
  6. hafif bir darbe, vuruş
  7. baş hareketi
  8. ing., (argo) bir şilin
  9. (A.B.D.) bir çeşit kızak veya kayak.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  boffin
  
  1. ing., (argo) hükümet hesabına çalışan araştırmacı.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  bonkers
  
  1. ing., (argo) çakırkeyf.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  bonny
  
  1. ing., (leh.) göze hoş görünen, güzel, zarif, hoş
  2. sıhhatli, gürbüz. bonnily  güzel bir şekilde. bonniness  güzel oluş.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  bounce
  
  1. sıçramak, sekmek, zıplamak (top)
  2. gürültüyle veya hızla bir yere dalmak
  3. sıçratmak, zıplatmak, sektirmek
  4. (A.B.D.), (argo) karşılıksız olduğu gerekçesiyle çeki iade etmek
  5. (argo) yol vermek, işten atmak
  6. sıçrayış, sıçrama, zıplayış
  7. (k.dili) hayatiyet, canlılık
  8. ing., (k.dili) övünme, atma, martaval
  9. (A.B.D.), (argo) kovma, işten atma, yol verme.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  bouncer
  
  1. sıçrayan şey veya kimse, zıplayan bir şey veya kimse
  2. (A.B.D.) (argo) bar, gece külüb v.b. fedaisi
  3. büyük şey
  4. ing., (k.dili) martaval
  5. martavalcı kimse.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  bounder
  
  1. ing., (k.dili) terbiyesiz ve cibilliyetsiz kimse.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  brace
  
  1. bağ, kuşak, raptetmeye mahsus herhangi bir şey
  2. (mak.) matkap kolu
  3. (den.) prasya
  4. (gen.) (çoğ.), (dişçi) tel
  5. (tıb.) destek
  6. ing., (çoğ.) askı, pantolon askısı
  7. çift
  8. iki veya daha çok satırı birbirine bağlayan işaret
  9. sağlamlaştırmak, destek olmak
  10. birbirine tutturmak, raptetmek
  11. (den.) prasya etmek. brace up (k.dili) kuvvet vermek, kışkırtmak
  12. sıkmak, sıkı tutmak.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  brief
  
  1. kısa, muhtasar, birkaç kelime ile ifade edilen
  2. özet, hulâsa
  3. (huk.) dava özeti
  4. lâyiha, yazılı belge
  5. üzerinde Papa'nın mührü bulunan mektup
  6. özetlemek, hulâsa çıkarmak
  7. ing., (huk.) avukat tutmak. (I.) hold no brief for him Ben onu müdafaa etmiyorum. in brief kısaca, özet olarak. briefly  kısaca. briefness  kısa oluş.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  breeze
  
  1. hafif rüzgâr, esinti, meltem
  2. ing., (k.dili.) münakaşa, huzur bozucu bir şey
  3. (k.dili.) coşarak gitmek, kolayca bitirmek. in a breeze (argo) kolayca.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  buttons
  
  1. (ing), (k.dili.) garson.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  buzz
  
  1. vızıltı
  2. dedikodu, söylenti: (k.dili) telefon konuşması
  3. vızıldamak
  4. fısıldamak
  5. konuşmak
  6. (ing), (argo) gitmek, terket-mek, ayrılmak
  7. vızıltıya benzer bir ses çıkarmak
  8. bir dedi-kodu veya şayiayı yaymak
  9. vızıltıya benzer seslerle haberleşmek
  10. (k.dili) telefon etmek
  11. (hav.) alçaktan uçmak
  12. alçaktan uçarak birisini selamlamak. buzz about bir iş yapıyormuş gibi ortada dolaşmak.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  coo
  
  1. (ünlem), (ing), (argo) Eyvah !
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  caucus
  
  1. (-ed, -ing, -sed, -sing) . ABD mahalli parti meclisi toplantısı
  2. (ing) parti yönetim kurulu
  3. parti disiplin kurulu
  4. parti kurulu toplantısı yapmak.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  charles'(s.) wain
  
  1. (Ing), (astr.) Büyükay takımyıldızı.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  cheerio
  
  1. (ünlem), (ing), (k.dili.) merhaba
  2. Allaha ısmarladık.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  choky
  
  1. boğucu
  2. (ing), (k.dili.) hapishane.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  chuck
  
  1. çenesini okşamak
  2. atmak
  3. (k.dili.) çöpe atmak
  4. (argo) istifa etmek
  5. okşama
  6. kısa bir mesafeye fırlatma
  7. (ing), (k.dili.) şekerim. chuck out (k.dili.) atmak, çöpe atmak
  8. yaka paça. kapı dışarı etmek.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  coin
  
  1. madeni para, sikke
  2. para
  3. (mim.) köşe, açı
  4. köşe taşı
  5. madeni para bastırmak, basmak
  6. icat etmek, bulmak
  7. para kazanmak
  8. (ing), k.(dili) kalp para basmak. coin money kısa zamanda servet yapmak. coin a phrase bir söz icat etmek. false coin kalp para
  9. sahte şey. pay one in his own coin misli ile mukabele etmek, aynı şekilde karşılık vermek.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  collogue
  
  1. (ing), (leh.) gizlice konuşmak, entrika hazırlamak
  2. gizli konuşma.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  don
  
  1. ''Bay'' anlamına gelen ispanyolca bir söz
  2. ispanya'nın ileri gelenlerinden, Don
  3. (ing), (k.dili.) üniversite öğretmeni.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  cosh
  
  1. (ing), (argo) cop
  2. cop ile vurmak.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  crummy
  
  1. (A.B.D), (argo) pis, köhne, bakımsız, adi, kötü, ikinci kalite
  2. (ing), (argo) tombul, balık etinde.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  destruct
  
  1. (fırlatılan roket veya bombayı) hedefe ulaşmadan imha etmek. destructor  roket imha cihazı
  2. (ing), çöp fırını.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  dig
  
  1. hafriyat, kazı
  2. (k.dili.) iğneli söz, kinaye, dokunaklı söz. digs  (çoğ.), (ing), (k.dili.) pansiyon. take a dig at somebody yapmacık bir nezaketle başkasının kusurunu yüzüne vurmak.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  diggings
  
  1. kazı yapılan yer
  2. bu kazıdan çıkarılan şey
  3. (ing), (k.dili.) pansiyon.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  disembowel
  
  1. (ed, led, ing, ling) bağırsaklarını çıkarmak.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  extend
  
  1. uzatmak, yaymak
  2. genişletmek, büyütmek, tevsi etmek
  3. kapsamına almak, teşmil etmek
  4. uzamak, büyümek, sürmek
  5. yetişmek, varmak
  6. (ing), (huk.) kıymet takdir etmek. extended insurance (sig.) müddeti uzatılan (sig.)orta. extended order (ask.) (den.) açılma nizamı. extended type (matb.) alışılmıştan geniş matbaa harfi. extendible, extensible uzatılabilir. extensibil'ity  uzatılma veya uzama kabiliyeti.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  dowager
  
  1. (ing), (huk.) eşinden miras kalan malı veya ünvanı olan dul kadın
  2. (k.dili.) ağır başlı yaşlı kadın. queen dowager vefat etmis olan kralın dul eşi.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  duck
  
  1. ördek dişi ördek
  2. Anatidea familyasından ördek
  3. (ing.), (k.dili.) sevgili yavru
  4. sakat kimse veya şey, kolay ele geçirilebilen hedef
  5. (A.B.D.), (ask.) hem karada hem suda işleyebilen kamyon. duck and drake (veya) ducks and drakes suda taş kaydırma oyunu . duckboard  ıslak veya çamurlu yolda yürümek için döşenmiş bir iki sıra tahta. duck on the rock kaydırak oyunu. fine day for ducks yağmurlu hava. Iame duck (A.B.D.) yeni devre için seçilmemiş fakat kısa bir müddet için daha çalışan senato veya kongre üyesi. Iameduck  seçimden sonra eski üyelerin toplantısına ait. Iike water off a duck' back tesirsiz, etkisiz, sonuç vermeyen, faydasız .make ducks and drakes of (veya) play ducks and drakes with hesapsız para harcamak, har vurup harman savurmak. pintail duck kılkuyruk, (zool.) Anas acuta. shoveler duck kaşıkçın, (zool.) Spatula clypeata. take to it like a duck to water seve seve bir işe girişmek, kolay alışmak. duckling  ördek yavrusu, ördek palazı duck soup kolay iş.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  duffer
  
  1. (ing.), (k.dili.) ahmak ve beceriksiz kimse, sıkıcı ve kararsız ihtiyar adam
  2. seyyar satıcı, hileli kumaş vb satıcısı
  3. (argo) her türlü hile taklit.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  estreat
  
  1. (ing.), (huk.) asıl mahkemekaydının sureti
  2. infaz için kayıtlardan çıkarmak
  3. para cezası kesmek.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  flannel
  
  1. (ed, Ied
  2. ing, ling) fanila, pazen
  3. (çoğ.) fanila, iç çamaşırı
  4. faniladan yapılmış spor pantolon
  5. fanila giydirmek, fanila ile oğmak. flanneled  fanila kaplı. flannelette'  hafif fanila, fanilaya benzer pamuklu kumaş, pazen.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  flic
  
  1. (ing), (argo) polis.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  follower
  
  1. (ing), (k.dili.) hayran.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  funk
  
  1. ing, kdili korku, dehşet
  2. korkak adam
  3. çok korkmak, korkup çekil mek
  4. korkaklık etmek, kaçınmak
  5. onlemek
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  gamp
  
  1. ing, saka büyük şemsiye
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  gourmandise
  
  1. (ing, ), (bak.) gormandize.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  grizzle
  
  1. (ing.), (k.dili.) üzülmek, sinirlenmek
  2. şikâyet etmek.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  hemidemisemiquaver
  
  1. (ing), (müz.) altmış dörtlük nota, bir notanın altmış dörtte biri.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  hipped
  
  1. kalçalı
  2. kabarık çatılı
  3. (A.B.D), (argo) fazla meraklı
  4. (ing), (k.dili.) üzüntülü, çökmüş.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  kirk
  
  1. (İskoç.), ing., (leh.) kilise. the Kirk İskoçya kilisesi. Kirkman  İskoçya kilise papazı veya üyesi. kirkyard  kilise avlusu veya mezarlık.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  miscall
  
  1. yanlış isim vermek
  2. (spor) yanlış karar vermek (hakem)
  3. Ing., (leh.) sövüp saymak.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  midden
  
  1. ing., (leh.) mezbele, gübrelik, çöp yığını. kitchen midden (antro.) içinde insan ve hayvan kemikleri ile taş aletler bulunan tarihöncesinden kalma çöp yığını.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  minim
  
  1. bir santimetre küpün yüzde altısı değerinde sıvı ölçüsü
  2. ing., (müz.) yarım nota.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  mineral
  
  1. madensel, madeni
  2. madenli, mineral
  3. maden, mineral
  4. maden filizi
  5. madensel madde
  6. (çoğ.), ing., (k. dili) sodalı içecekler mineral. kingdom madenler sınıfı. mineral oil madeni yağ . mineral water maden suyu. mineral wool amyant, ak asbest.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  mater
  
  1. ing., (k. dili) anne.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  maths
  
  1. ing., (k. dili) matematik.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  paddywhack
  
  1. ing., (k. dili) şiddetli öfke
  2. (A.B.D.), (k. dili) pataklama.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  mittimus
  
  1. (huk.) hapis cezası ilamı
  2. ing., (k. dili) memuriyetten çıkarma, azletme.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  moot
  
  1. münakaşalı, tartışılabilir
  2. münazara, tartışma
  3. ing., (tar.) idare meclisi
  4. müzakere etmek, münazara etmek, tartışmak. moot case tartışma konusu olan dava. moot point tartışılacak mesele.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  mucker
  
  1. ing., (argo.) kaba kimse, ayak takımından biri.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  nervy
  
  1. (A.B.D.), (k. dili) küstah
  2. ing., (k. dili) ürkek, sinirli.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  pater
  
  1. ing., (k. dili) peder, baba.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  peeler
  
  1. ing., (argo) polis.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  peerage
  
  1. ing., asılzadelik
  2. asılzadeler sınıfı
  3. asılzadelerin nesep kitabı.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  perk
  
  1. ing., (bak.) perquisite.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  pickle
  
  1. salatalık turşusu
  2. salamura
  3. (k. dili) sıkıntılı veya güç durum, varta: madeni eşyayı temizlemeye mahsus asitli karışım
  4. ing., (k. dili) afacan çocuk
  5. turşusunu kurmak, salamura yapmak
  6. asitle temizlemek. pickled  turşusu kurulmuş
  7. rengi ağartılmış (tahta)
  8. (argo) sarhoş, (slang) turşu.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  player
  
  1. oyuncu
  2. aktör
  3. çalgı çalan kimse, çalgıcı
  4. eğlence ile vakit geçiren kimse
  5. kumarbaz
  6. (ing), (spor) profesyonel oyuncu
  7. müzik aletini çalmak için kullanılan otomatik cihaz. player piano otomatik tertibatı bulunan piyano.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  pluck
  
  1. koparmak (çiçek, meyva), yolmak
  2. çekmek, asılmak, zorlamak
  3. tüylerini yolmak
  4. (argo) yağma etmek, soyup soğana çevirmek
  5. parmakla veya mızrapla çalmak (telli saz)
  6. aldatıp soymak
  7. (ing), (argo) imtihanda çevirmek veya reddetmek. pluck off koparmak. pluck out çıkarmak. pluck up söküp çıkarmak, kökünden sökmek
  8. cesaret vermek.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  plow
  
  1. (İng.) plough   saban
  2. sabana benzer herhangi bir alet
  3. lokomotifin önünde kar süpüren alet
  4. atlarla çekilen kar supürgesi
  5. .saban ile toprağı işlemek, saban sürmek
  6. gemi gibi yarıp geçmek
  7. yol açıp arasından geçmek
  8. (ing), (argo) sınavda çakmak, kalmak. plow back tekrar yatırmak (para) plow into (k. dili) hızla çarpmak
  9. girişmek, plow the sands boşuna uğraşmak. plow through a book bir kitabı guçlükle okuyup bitirmek. plow under (A.B.D.) saban ile kazıp gömmek.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  quid
  
  1. ing., (argo.) bir sterlin.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  shocker
  
  1. sarsan şey
  2. (ing), (k. dili) heyecanlı roman.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  shop
  
  1. (ped ping) dükkân, mağaza
  2. atelye
  3. fabrika, imalâthane, iş
  4. çarşıya gitmek, alışverişe çıkmak
  5. for ile aramak
  6. (ing), (argo.) suç ortaklarını ele vermek. shop around alışveriş için fikir edinmek. shop steward işçi temsilcisi. shop talk iş konuşması. set up shop dükkân açmak, yeni bir iş kurmak. talk shop iş konusunda konuşmak.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  side
  
  1. yan
  2. taraf
  3. kenar
  4. cihet
  5. etek (dağ)
  6. taraftarlar, fırka
  7. (den.) kenar, yan, yan taraf
  8. ing., (argo) yüksekten atıp tutma
  9. bilardoda bilyeye vurmak suretiyle hasıl olan dönerek gitme kuvveti
  10. yan, yanda veya yandan olan
  11. ikincil, ikinci derecede olan. side arms kılıç veya tabanca gibi yana takılan silâhlar. side by side yan yana. side effect yan tesir. side show asıl temsil veya programa ilâve olarak gösterilen oyun. side street yan sokak, tali yol. side stroke (spor) yan kulaç. side table servis masası. on the side (argo) fazladan, ayrıca, bundan başka. split one' sides gülmekten katılmak. take sides taraf tutmak.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  ripper
  
  1. kesici şey veya kimse, yarıc şey veya kimse
  2. dikiş sökmeye mahsus alet
  3. (ing), ( argo) çok hoşa giden şey
  4. çok mükemmel adam.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  ripping
  
  1. boydan boya kesen, yaran
  2. ing), (argo) çok güzel, mükemmel, âlâ. a rip ping good time çok güzel vakit.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  scale
  
  1. terazi gözü, kefe
  2. (çoğ.) terazi
  3. ing., b.h., (şiir) Terazi burcu
  4. tartmak, teraziye vurmak. a pair of scales bir terazi. Both your lives are in the scales Her ikinizin hayatı da tartışılıyor. The boxer scaled in at 87 kilos Boksor 87 kilo geldi. turn the scales sonuca bağlamak, durumu değiştirmek.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  subaltern
  
  1. ast, alt
  2. ing., (ask.) astsubay
  3. ast.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  slat
  
  1. ing., (leh.) fırlatmak
  2. çarpmak
  3. (den.) çalkanmak.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  slavey
  
  1. ing., (k. dili) orta hizmetçisi.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  sulfuret
  
  1. (-ed, -ing
  2. -ted, -ting) kükürtle karıştırmak, içine kükürt katmak
  3. sülfid. sulfuretted hydrogen kükürtlü hidrojen.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  swipes
  
  1. ing., (argo) kalitesiz bira
  2. bira.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  swish
  
  1. havada hareket ederken ıslık gibi ses çıkarmak
  2. hışırdamak (ipekli kumaş)
  3. hışırtı, fışırtı
  4. (argo) homoseksüel kimse
  5. ing., (argo) cazip.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  thick
  
  1. kalın
  2. kalınlığındaki
  3. sık, çok
  4. koyu
  5. kesif
  6. ahmak, kalın kafalı
  7. dil tutulur gibi telaffuz olunan, anlaşılmaz
  8. boğuk, (kıs.)ık
  9. (k. dili) sıkı, samimi
  10. ing., (k. dili) aşırı
  11. kalınlık
  12. bir şeyin en yoğun yeri veya zamanı
  13. kalınca
  14. sık
  15. koyu bir halde. thick as thieves aralarından su sızmaz. Blows came thick and fast Yumruklar birbiri ardı sıra indi. He felt it was a bit thick to be fired Haksız yere kovulduğunu düşündü. in the thick of the fight mücadelenin en şiddetli yerinde. lay it on thick (k. dili) abartmak, mübalâğa etmek
  16. dalkavukluk etmek. through thick and thin her güçlüğe katlanarak, yılmadan. thick'ish  kalınca, koyuca . thick'ly  kalın olarak. thick'ness  kalınlık
  17. sıklık.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  wig
  
  1. (-ged, -ging) peruka, takma saç
  2. ing., (k. dili) azarlamak, paylamak. wig out (A.B.D.), (argo) esrar etkisinde bulunmak
  3. çok heyecanlı olmak. wig'ging  ing., (k. dili) azar tekdir.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  windscreen
  
  1. ing., (oto.) ön cam.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  worship
  
  1. (-ed, -ing, veya -per, -ping) ibadet, tapınma perestiş
  2. aşırı sevgi veya hürmet, tapma, tapınmak, ibadet etmek, perestiş etmek
  3. aşırı derecede sevmek veya hürmet etmek, tapmak. your worship zatıaliniz. worshiper  ibadet eden kimse, tapan kimse.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  aliminous
  
  1. şaplı. aluminum, ing
  
  

Are you satisfied with the result?

Go to Top