Search result for

durum

(27 entries)
(0.0384 seconds)
ลองค้นหาคำในรูปแบบอื่นๆ เพื่อให้ได้ผลลัพธ์มากขึ้นหรือน้อยลง: -durum-, *durum*
Possible hiragana form: づるん
ตัวอย่างประโยค (EN,TH,DE,JA,CN) จาก Open Subtitles
Kim Soo An Moo Turtle and Crane... kapo sarisarisenta weoriweori saepeurika... kim suhanmu geobukyiwa durumi samcheongapja dongbaksak...เจ้าเต่าคิมซูอันมูกับนกกระเรียน... . kapo sarisarisenta weoriweori saepeurika... Episode #1.2 (2010)

CMU English Pronouncing Dictionary
DURUM    D UH1 R AH0 M

Japanese-English: EDICT Dictionary
エビヅル虫;葡萄蔓虫;蝦蔓虫[えびづるむし(葡萄蔓虫;蝦蔓虫);エビヅルむし(エビヅル虫);エビヅルムシ, ebidurumushi ( budou tsuru mushi ; ebi tsuru mushi ); ebiduru mushi ( ebiduru mushi] (n) (uk) (obsc) clearwing moth larva [Add to Longdo]
デュラム小麦[デュラムこむぎ, deyuramu komugi] (n) durum wheat [Add to Longdo]
手蔓藻蔓;手蔓縺[てづるもづる;テヅルモヅル;テズルモズル, tedurumoduru ; tedurumoduru ; tezurumozuru] (n) (uk) (See 蜘蛛海星) basket star (any brittlestar of family Euryalina); basket fish [Add to Longdo]

Result from Foreign Dictionaries (22 entries found)

From WordNet (r) 3.0 (2006) [wn]:

  durum
      n 1: wheat with hard dark-colored kernels high in gluten and
           used for bread and pasta; grown especially in southern
           Russia, North Africa, and northern central North America
           [syn: {durum}, {durum wheat}, {hard wheat}, {Triticum
           durum}, {Triticum turgidum}, {macaroni wheat}]

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  case
  
  1. durum, vaziyet, hal
  2. mesele, problem
  3. hasta
  4. vaka
  5. dava
  6. (gram) ismin hallerinden biri
  7. (k.dili.) garip bir kimse
  8. (A.B.D), (argo) iskandil etmek, dikizlemek. case ending (gram) hal takısı. case history tıbbi, sosyolojik veya psikiyatrik incelemelerde kullanmak üzere şahıslar veya aileler hakkında toplanan malumat. case in point konuşma konusu olan mesele. case knife kılıflı büyük bıçak. case law mahkeme içtihatlarına dayanan (huk.)uk. case lawyer dava vekili, avukat. case shot şarapnel. case system mahkeme içtihatlarına dayanan (huk.)uk sistemi. in any case her halde, ne de olsa, mutlaka. in case eğer, şayet. in case of, in case that olduğu taktirde. in that case o taktirde. Iower case (matb.) küçük harf. make out a case kuvvetli deliller göstermek. upper case (matb.) büyük harf.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  character
  
  1. karakter, huy, tabiat, ahlak
  2. vasıf, nitelik
  3. hususiyet, özellik
  4. şöhret, nam
  5. bonservis
  6. statü, durum
  7. tip, şahıs
  8. (k.dili) garip kişiliği olan kimse
  9. (tiyatro) karakter, canlandırılan kişi
  10. işaret, harf
  11. alfabe. character actor karakter oyuncusu. character reference bonservis. in character karakterine uygun. Latin characters Latin harfleri. out of character karakterine aykırı.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  circumstance
  
  1. hal, durum, keyfiyet, şart, vaziyet
  2. vaka, olay
  3. teferruat, ayrıntı. Circumstances aIter the case Olaylar kararları değiştirir. under no circumstances hiç bir surette. under the circumstances bu şartlar altında. pomp and circumstance debdebe ve tantana.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  condition
  
  1. hal, durum, vaziyet
  2. sağlık
  3. şart, kayıt, sınırlama. favorable conditions uygun şartlar. in condition çalışır vaziyette
  4. (spor) idman içinformunda
  5. in good condition iyi durumda, bozulmamış (olarak) on condition that şartı ile. out of condition işe uygun durumda olmayan
  6. (spor) formundan diişmüş olan.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  fact
  
  1. gerçek, hakikat
  2. durum, gösterilen husus veya keyfiyet. factfinding  delil toplayan (komisyon) accessory after the fact (huk.) cürüm işlendikten sonra suç ortağı olan kimse .in fact gerçekten, hakikaten, filvaki. matter of fact (bak.) matter.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  estate
  
  1. mal, mülk, arsa
  2. ölümle bırakılan mal ve mülk
  3. malikâne, konak
  4. itibar, yüksek mertebe
  5. sınıf, tabaka, mevki
  6. durum, hal personal estate menkul mal. realestate mülk, gayri menkul mal. the fourthestate basın, gazetecilik the three estates asiller, ruhban sınıfı ve halk.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  metamorphosis
  
  1. (çoğ.) -ses)  şekil değişimi
  2. tamamen değişme (gaye, durum, benlik)
  3. değişen şey veya kimse
  4. (biyol.) başkalaşım, başkalaşma
  5. (tıb.) dokularda oluşan anormal değişme.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  lay
  
  1. duruş, yatış, mevki
  2. kazanç üstünden hisse
  3. (argo.) yol, meslek
  4. bir halatın bükümü veya büküm tarzı. lay days (den.) yükleme ve boşaltma süresi. lay of the land etrafın hal ve şekli
  5. durum, vaziyet.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  occasion
  
  1. fırsat, münasebet, vesile, elverişli durum
  2. sebep, hal, durum
  3. Iüzum, gereklik
  4. vesile olmak, sebep olmak. on occasion ara sıra, fırsat düştükçe. take the occasion durumdan faydalanmak.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  predicament
  
  1. kötü hal, bela
  2. hal, halet, durum, vaziyet
  3. (man.) cins, kategori.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  pass
  
  1. geçiş, geçme
  2. paso, şebeke
  3. sınavda geçme
  4. boğaz, geçit, dar yol
  5. (ask.) hatlardan geçme izni
  6. hal, durum
  7. meç hamlesi
  8. hokkabazların kaybetme oyunu
  9. top oyunlarında topu elden ele geçirme, pas. free pass ücretsiz giriş sağlayan paso. bring to pass sonuçlandırmak. come to pass olmak, meydana gelmek. hold the pass geçidi tutmak. make a pass vurmaya çaşışmak
  10. (argo) çalım atmak.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  position
  
  1. yer, mevki, mahal mevzi
  2. yerleştirme, koyma
  3. fikir, meram, iddia
  4. sosyal pozisyon, içtimai mevki
  5. mevki, iş, görev, vazife, memuriyet
  6. duruş
  7. vaziyet, durum
  8. yerleştirmek
  9. yerini bulmak. position paper belli bir sorun üzerinde bir grubun tezini sunan yazı. a man in my position benim durumumda veya mevkiimde olan adam. in a false position sahte bir vaziyette. in position tam yerinde. in a position to do something bir şeyler yapma yetki ve du rumunda. out of position yerinden çıkmış.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  shape
  
  1. biçim, şekil, suret
  2. hal, durum
  3. heyet, endam
  4. hayal, tayf, hayalet
  5. kalıp
  6. biçimlendirmek, şekillendirmek
  7. ayarlamak, düzenlemek, tanzim etmek, tertip etmek
  8. yaratmak, vücuda getirmek
  9. yön vermek. shape up (k. dili) iyi gitmek, yolunda gitmek
  10. şekle girmek. take shape şekil almak.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  situation
  
  1. yer, mevki, mahal
  2. hal
  3. vaziyet, durum
  4. görev, vazife, memuriyet.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  size
  
  1. büyüklük, hacim, cesamet
  2. beden (elbise), numara (ayakkabı)
  3. (k.dili) hal, durum
  4. istenilen ebatta kesip biçmek
  5. büyüklüklerine göre ayırmak
  6. büyüklüğünü tahmin etmek. size up ABD. kdili. karşısındakini tartmak, hakkında hüküm vermek, fikir yürütmek. a size too big bir numara büyük. just my size tam benim ölçüme göre, tam benim bedenim, istediğim büyüklükte.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  stand
  
  1. duruş
  2. durak, durulacak yer
  3. durum
  4. saksı koymaya mahsus sehpa veya ayaklık
  5. portmanto
  6. satış tezgâhı veya masası, işporta
  7. satıcının durduğu yer
  8. tribün
  9. mahkemede şahit yeri
  10. bir kimsenin bulunduğu yer
  11. işlemez durum, çıkmaz
  12. turnedeki tiyatro ekibinin kısa bir zaman kaldığı şehir
  13. ormanda yetişen ağaçlar
  14. belirli bir tarlada bulunan ekin
  15. (İskoç.) takım. be at a stand duraklamak. take a stand fikrini açığa vurmak
  16. taraf tutmak. take the stand davada şahitlik yapmak.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  state
  
  1. hal, vaziyet, durum, keyfiyet
  2. debdebe, tantana, ihtişam
  3. devlet
  4. hükümet
  5. eyalet
  6. memleket
  7. devlete ait
  8. resmi
  9. siyasi. state bank (A.B.D.) bir eyaletin müsaadesi altında çalışan banka
  10. devlet bankası. state college eyalet üniversitesi. state' evidence (huk.) devlet lehine şahitlik
  11. suçunu ikrar ederek kendi suç arkadaşları aleyhine sahadet eden kimse. turn state' evidence suçunu ikrar ederek devlet lehine şahitlik etmek. State House hükümet binası
  12. meclis binası. state of siege örfi idare, sıkıyönetim. state of war harp hali state owned devlet malı. state prison siyasi mahkümlara mahsus hapishane
  13. (A.B.D.) bir eyalete mahsus ağır ceza hapis hanesi. state socialism sosyalizm, devletçilik. state' rights eyaletin hakları. state trooper (A.B.D.) motorlu araçlarla devriye gezen jandarma .state university (A.B.D.) eyalet üniversitesi Department of State (A.B.D.) Dışişleri Bakanlığ.ı in state resmi olarak, debdebe ve ihtişamla. lie in state teşhir edilmek üzere açık tabut içinde yatmak (büyük bir zatın cenazesi) the States (k. dili) Amerika Birleşik Devletleri (ABD haricinde kullanılır)
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  status
  
  1. hal, durum, vaziyet
  2. medeni hal, toplumsal durum
  3. rol
  4. övünme payı. status quo statüko.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  way
  
  1. yol, tarik
  2. yön, yan, taraf, cihet
  3. yer
  4. mesafe
  5. usul, tarz
  6. husus
  7. adet, itiyat, huy
  8. hal, durum, halet
  9. gidiş, ilerleme, ileri gitme
  10. çare, vasıta
  11. (huk.) irtifak hakkı, geçit hakkı
  12. (çoğ.) gemi kızağı. ways and means mali tedbirler, para temini, tahsisat bulma yolları. way back (k. dili) çok eskiden, uzun zaman önce. way in giriş, girilecek yol. way station (d. y.) ara istasyon. way train her istasyona uğrayan tren, posta treni. across the way yolun öte tarafında, karşı tarafta. a good way hayli mesafe
  13. iyi bir usul. all the way mümkün olduğu kadar
  14. başından beri. a long way off çok uzakta. be in the way engel olmak, ayak altında olmak. by the way sırası gelmişken, aklıma gelmişken. by way of yolu ile, -(den.) come one' way başına gelmek. go all the way son haddine varmak
  15. her naneyi yemek. go one' way kendi yoluna gitmek, bildiğini okumak. go out of one' way zahmete katlanmak. go the way of gibi gitmek. have a way with one ikna edici kabiliyeti olmak. in a small way küçük mikyasta, ufak ölçüde. in a bad way kötü bir durumda
  16. tehlikede
  17. çok hasta. in a way bir bakıma. make one' way ileri gitmek, başarmak, muvaffak olmak. on the way yol üstünde, yolunda, yolda. out of the way sapa, yol üstü olmayan
  18. alışılmışın dışında, yolsuz, uygunsuz, münasebetsiz
  19. zahmette
  20. yerinde olmayan, kayıp
  21. ortadan, aradan
  22. yoldan. pay one' way kendi masraflarını kendi ödemek. the right way doğru yol. under way hareket helinde, ilerlemekte, devam etmekte. Have it your way. Nasıl istersen öyle yap. Let' get this out of the way. Bunu ortadan kaldıralım. No way (A.B.D.), (argo) Çaresiz. İmkân yok.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  weather
  
  1. hava, hava durumu
  2. kötü hava, fırtına
  3. ortam, şart, durum
  4. (den.) rüzgâr üstü tarafındaki. weather bureau meteoroloji bürosu. weather eye hava değişikliğini çabuk sezme kabiliyeti. keep one' weather eye open (k. dili) göz kulak olmak. weather map hava haritası, meteoroloji haritası. weather ship okyanus meteoroloji istasyonu. weather signal hava durumunu bildiren işaret. weather station meteoroloji istasyonu. weather vane fırıldak, rüzgârgülü. make heavy weather yalpa vurmak, yalpalamak
  5. zorluk çıkarmak. under the weather (k. dili) keyifsiz, hasta, rahatsız
  6. kafası dumanlı.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  aspect
  
  1. görünüş, gösteriş, veçhe, suret
  2. yüz, çehre, sima
  3. bakış, görüş, nazar
  4. safha, hal, durum, vaziyet
  5. (astrol.) gezegenlerin  birbirine oranla durumları.
  
  

Are you satisfied with the result?


Discussions

Go to Top