Search result for

saat

(26 entries)
(1.9744 seconds)
ลองค้นหาคำในรูปแบบอื่นๆ เพื่อให้ได้ผลลัพธ์มากขึ้นหรือน้อยลง: -saat-, *saat*
ตัวอย่างประโยค (EN,TH,DE,JA,CN) จาก Open Subtitles
Lukuisat - sairastuneet ja puhtaan veden saatavuus.แต่โดยการเตรียมการ, จำนวน, โรคภัยไข้เจ็บ และตัวแปรของกองทัพ. Kingdom of Heaven (2005)
Jos minä saan ritarisi - sinä saat vaimosi.ถ้าข้าได้ค้างคืนกับเจ้า, เจ้าจะได้ภรรยา. Kingdom of Heaven (2005)
Niitä saattaa olla sata jäljellä. Saladin ei tunne armoa.- มันอาจเป็นแบบนี้อีก 100วัน. Kingdom of Heaven (2005)
Jokainen tullaan turvallisesti saattamaan merelle.ทุกคนจะได้รับการคุ้มกันไปสู่ทะเล. Kingdom of Heaven (2005)
But actually, I did read something about the exhibition in the Saatchi Gallery.แต่อันที่จริง ผมเคยอ่านอะไรสักอย่างที่เกี่ยวกับ... ...งานแสดงแกลลอรี่ของแซทชิ Match Point (2005)
How about Wednesday for the Saatchi?คิดว่าไปดูงานของแซทชิพุธนี้เลยดีมั้ย Match Point (2005)

CMU English Pronouncing Dictionary
SAATCHI    S AA1 CH IY0
SAATHOFF    S AA1 T HH AO2 F
SAATCHI'S    S AA1 CH IY0 Z

Oxford Advanced Learners Dictionary (pronunciation guide only)
Saatchi    (n) (s a1 t ch ii)

German-English: TU-Chemnitz DING Dictionary
Saatbeet {n}seedbed [Add to Longdo]
Saatgut {n}; Samen {m}seed; seeds [Add to Longdo]
Saatkartoffel {f}seed potato [Add to Longdo]
Saatkorn {n}seedcorn [Add to Longdo]
Saatzeit {f}seed-time [Add to Longdo]
Saatgans {f} [ornith.]Bean Goose (Anser fabalis) [Add to Longdo]
Saatkrähe {f} [ornith.]Rook (Corvus frugilegus) [Add to Longdo]

Japanese-English: EDICT Dictionary
さあっと[, saatto] (n) (1) (See さっと) relatively quickly (esp. actions); (2) quite suddenly (esp. wind, rain, etc.) [Add to Longdo]
暑さ中り[あつさあたり, atsusaatari] (n) (obsc) (See 暑気中り) suffering from the heat; heatstroke; heat prostration [Add to Longdo]

Result from Foreign Dictionaries (7 entries found)

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  cloek
  
  1. saat, duvar veya masa saati
  2. saat tutmak, saatle öIçmek. eloekmaker  saatçi eloekwise   saat yelkovanı yönünde. eloekwork  saatin içindeki parçalar. Iike elockwork muntazam olarak. aIarm elock çalar saat.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  hour
  
  1. saat
  2. vakit zaman
  3. bir saatiik yol
  4. (astr.) ekvatorda on beş derecelik mesafe. hour circle (astr.) gök kutuplarından geçen büyük daire, saat dairesi. hour hand akrep (saat) after hours çalışma saatlerinden sonraki zaman. an idle hour boş vakit. at the eleventh hour geç vakitte, son dakikada. eighthour day sekiz saatlik iş günü. hero of the hour günün kahramanı. His hour has come Ceza veya mükafat saati gelmiştir. in an evil hour uğursuz saatte. keep good hours vaktinde eve gelmek
  5. erken yatmak. long hours uzun çalışma saatleri. office hours çalışma saatleri, mesai saatleri. on the hour tam vaktinde
  6. saat başında. sidereal hour yıldız hareketiyle tayin olunan saat. the question of the hour günün meselesi. the small hours gece yarısından sonraki ilk saatler.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  meter
  
  1. sayaç, saat
  2. saat ile ölçmek. gasmeter havagazı sayacı. water meter su sayacı.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  tide
  
  1. gelgit
  2. met ve cezir, meddücezir
  3. akıntı
  4. zaman, vakit
  5. mevsim, saat
  6. akış, cereyan, istikamet, temayül
  7. gelgit gibi yükselip alçalmak
  8. akıntı ile gitmek
  9. gelgit yardımı ile limana girmek veya çıkmak. tide gate havuzun gelgit kapısı
  10. gelgit akıntısının kuvvetli olduğu yer. tide lock gelgit etkisi altında olan limandaki gemi havuzunu inmeden koruyan kapı. tide over geçici olarak yardım etmek. The tide has turned. Artık işler yoluna girdi. Time and tide wait for no man. Fırsat elden gidince bir daha bulunmaz. We have enough oil to tide us through the winter. Kışı çıkaracak kadar yakıtımız var. The tide is coming in. Deniz yükseliyor. The tide is going out. Deniz alçalıyor.
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  time
  
  1. vakit, zaman
  2. süre, müddet
  3. devir, devre
  4. mühlet, vade
  5. saat, dakika
  6. (mat.) kere, defa
  7. kat, misil
  8. müziğin tem posu
  9. doğurma vakti
  10. ölüm vakti, ecel. time after time, time and again tekrar tekrar. time and a half bir buçuk misli ücret. time and motion study zaman bakımından verimi artırmak için yapılan gözlem. time ball tam öğle saatini göstermek için bir çubuğun tepesinden dibine düşürülüveren top. time bargain (İng.), (tic.) vadeli alış veriş. time bomb saatli bomba. time clock memurların geliş ve gidişlerini kaydeden saat. time constant (elek.) cereyanın başlangıcından en yüksek derecesine kadar olan devre, zaman sabitesi. time deposit vadeli hesap. time exposure (foto.) uzun pozlu resim. time fuse patlayıcı maddeyi belirli bir müddetten sonra patlatan fitil. from time immemorial ezelden beri. time lag ara. time limit belirli müddet. time lock saati gelmeden açılmayan kilit. time of day günün belirli saati. time of peace barış zamanı. time out of mind hatırlanamayacak kadar eski, çok eskiden. time (sig.)nature (müz.) zaman işareti. time study zaman bakımından verimi artırmayı güden inceleme. time zone arz derecesine göre resmi saatin aynı olduğu mıntıka. ahead of time vaktinden önce. at the same time mamafih, bununla beraber, aym zamanda. at times zaman zaman, ara sıra. behind time geç, tehirli. behind the times eski, zamanı geçmiş. doing time hapishanede. Father Time zamanın somut sembolü. for the time being şimdilik from time to time ara sıra, zaman zaman. gain time zaman kazanmak
  11. ileri gitmek (saat) good times iyi günler, refahlı zamanlar. hard times kötü günler, güç zamanlar. have a good time hoş vakit geçirmek. have the time of one' life fevkalade bir vakit geçirmek. in good time tam zamanında, çabuk. in no time bir an evvel. in record time rekor sayılan müddette. in the nick of time ucu ucuna. in time vaktinde, vakitli
  12. nihayet
  13. uygun tempoda. keep time tempo tutmak. lose time vakit kaybetmek
  14. geri kalmak (saat) make time geç kalınan zamanı kapatmak
  15. belirli vakte yetiştirmek. make time with isteğini kabul ettirmeye çalışmak. on time tam zamanında. out of time temposuz, tempoya aykırı. pass the time of day vakit geçirmek. seven at a time yedişer yedişer
  16. bir kerede yedi tane. take one' time with bir işi itinayla yapmak. tell the time saatin kaç olduğunu söylemek. tell time saati okuyabilmek .this time tomorrow yarın bu saatte. Time is up Vakit bitti. Time will tell Zaman gösterir. It' about time! Artık zamanı! What a time I've had of it! Neler çektim What time is it? Saat kaç?
  
  

From English-Turkish FreeDict Dictionary [reverse index] [fd-tur-eng]:

  timepiece
  
  1. saat, kronometre.
  
  

From German-English Freedict dictionary [fd-deu-eng]:

  Saat [zaːt] (n) , s.(f )
     seed; sowing
  

Are you satisfied with the result?


Discussions

Go to Top